Her Ülkenin Kendi Dilinde Düşünen Algoritmasının Var Olması Neden Önemli?

Yapay zeka araçları hayatımızı kolaylaştırdı. Günlük hayattan finansal karar verme süreçlerine, sağlıktan eğitime, dijitalleşmeden otomasyona, tarımdan sanayiye kadar hayatımızın tamamına nüfuz etmiş durumda. Peki, basit işlerimizden kritik hamlelerimize kadar bize kaynaklık eden yapay zeka algoritmaları bizim iyiliğimizi ne kadar önemsiyor? Cevap çok basit: Geliştiricilerinin bizi önemsediği kadar.

Büyük Dil Modelleri, yani LLM’ler (Large Language Models), metinleri anlayıp –daha doğrusu tahmin edip- yeni metinler oluşturan yapay zeka modelleridir. Makine Öğrenmesi (ML) özellikle de Derin Öğrenme (DL) yaklaşımlarına dayanan LLM’ler; NLP(Natural Language Processing) dediğimiz, insan dilini makinenin anlayacağı hale getiren, Doğal Dil İşleme’nin model türleridir. Piyasada bulunan ve popülerlik kazanmış sohbet robotlarının çoğu LLM’ler ile çalışır. Bunun yanı sıra sanal asistanlar, duygu analizi,  metin sınıflandırması, çeviri, metin özetleme, içerik üretimi, otomatik tamamlama, kod oluşturma ve hata ayıklama başlıca kullanım alanlarıdır.

LLM’ler büyük hacimli veriyle eğitilir. Bu verinin hangi dilden olduğu, LLM’lerin hangi dilde düşündüğünü belirler. Eğitimde kullanılan merkez dili İngilizce olan LLM’ler bir Batılı gibi düşünüp Batı değerlerini önceliklendiriken; merkez dili Çince olan LLM’ler bir Çinli gibi düşünüp Çin’in değerlerini önceliklendirir. Bu durum, algoritmik önceliklendirme mantığının yansımasıdır. Algoritma hangi dilde geliştirilirse o dilin, yani kültürün, kimliğiyle düşünüp kullanıcıyla etkileşime geçer. Geliştiricilerin dili algoritmanın aklı, algoritmanın aklı da o dile ait kültürün kullanıcılar üzerindeki yumuşak gücü olur.

Algoritmalar kelimeleri öğrenmekle kalmaz, arkasındaki mantığı ve bağlamı da öğrenir. Örneğin Türkçede gizli özne vardır ve bağlamdan anlam çıkarılır ancak İngilizce düşünen algoritmalarda bu durum yüzeysel değerlendirilir. Ayrıca yabancı dilde eğitilmiş algoritmalar, diğer dillerdeki deyim ve aksanları önyargıyla değerlendirebilir.

Ülkeler için ulusal bağımsızlık nasıl ki önemliyse, dijital egemenlik de önemlidir. Özellikle eğitim, sağlık ve güvenlik gibi stratejik alanlarda kritik önemdedir. Verilerinin gizliliğinin ve kontrolünün sağlanması, politik karar aşamalarında dışa bağımlılığı engeller. Toplum 5.0 yaklaşımına göre teknolojinin insanla, insanın diliyle, kültürüyle ve değerleriyle uyum içerisinde olması beklenir. Ülkelerin kendi dilinde düşünen algoritmalara sahip olması gerekir. İngilizce dışında başka bir merkez dille eğitilen algoritmalar da mevcuttur. Örneğin; Çinceyle eğitilen ERNIE ve Tongyi Qianwen, Japoncayla eğitilen Rinna, Arapçayla eğitilen Jais, Avrupa dilleriyle eğitilen BLOOM LLM’leri bulunmaktadır. Bunlar; GPT ve Gemini gibi merkez dili, yani düşünme dili, İngilizce olan LLM’lerin karşısında yer almaktadır.

Farklı dillerde eğitilmiş algoritmaların varlığı, dijital ortamda dil çeşitliliği artırmaktadır. Söz konusu LLM’ler İngilizce düşünenlerine göre küresel kullanıma uygunluk, lehçe farklarına duyarsızlık ve sezgide yetersizlik gibi dezavantajlara sahip olsa da; çok dilliliği, bağlamdan anlam çıkarmayı ve dilin kültürü ait nezaket gibi unsurları yansıtması bakımından avantajlıdır.

BERTurk ve ELECTRA-TR gibi Türkçe olarak eğitilen algoritmalar bulunsa da bunlar birer LLM değiller ve geliştiricileri Türkiye merkezli kurumsal yapılar değildir. Türkiye’nin merkez dili Türkçe olarak geliştirdiği, kullanımda olan bir LLM’i bulunmasa da TÜBİTAK-BİLGEM’in TRUBA altyapısı, T3 AI gibi yapay zeka girişimleri ve üniversitelerin yapay zeka algoritmaları üzerine çalışmaları mevcuttur. Bu durum yakın gelecek için umut vadetmektedir.

Yapay zeka bir yazılım aracı değil, karar vermemize yardımcı bir kaynak; LLM’ler ticari ürün değil, stratejik öneme sahip dijital varlıklardır. Dil, sadece iletişim sağlayan bir unsur değil, egemenliğimiz ve kimliğimizdir. Bizimle aynı dilde düşünen, bizim değerlerimizle uyumlu, dünyaya bizim bakışımızla bakan bir LLM’e sahip olmada asıl mesele maliyetin yüksek olması değil; geliştiremememiz durumunda dijital egemenliğimizin tehdit altında olacak olmasıdır.

Yabancı algoritmaların kullanımı kendi aklımız yerine ithal aklın kullanımı anlamına gelir ve ulusal güvenlik riski taşır. Erişim kısıtlamaları bizim kontrolümüz dışında gerçekleşebilir, verilerimiz yabancı merkezlerde işlenir. Dilsel açıdan; dilimizin güzellikleri törpülenir, zamanla sadeleşir. Kültür erozyonu yaşanır; her toplumun kendine ait değerleri fark edilmeden yok olmaya yahut tek tipleşmeye başlar. Sonuç olarak kendi dilimizde konuşup başka dilde düşünmeye başlarız. Sadece tüketen ülke konumunda bulunmak, dijital sömürge olmaya razı gelmektir.

Sonuç olarak kendi dilinde düşünen algoritmaya sahip olmak, bir ülke için sadece teknolojik bir atılım değil; dijital egemenliğin korunması için atılması gereken zorunlu bir adımdır. Aksi halde insanlar kendi dillerinde konuşup başkalarının dillerinde düşünmeye başlar. Böylelikle dünyayı başka bir kültürün perspektifinden tanır ve başka ülkenin çıkarlarına dolaylı yoldan hizmet eder. Bulunduğumuz yüzyılda bağımsızlık, yalnızca fiziki sınırları korumaktan ibaret değil; dili, kültürü ve algoritmik aklı da korumaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir